Skip to main content

Sayın Gurdjieff Öğrencilerinin Kaleminden “Noel Ağacı” Hikayeleri

Gurdjieff’in Paris’teki dairesinde başaşağı asılan noel ağacı

– sayesinde bu fotoğrafı keşfettiğimiz Mani Gerlach’a teşekkür ederiz-

*

Çeviri: Nalan Özkan Lecerf

*

İlk Hikaye “Noel Ağacı”

Bir yıl Monsieur Gurdjieff Noel Ağacını süslememi istedi. Ağacı öğrencilerinden biriyle grup odasına, pencerenin sağ köşesine konumlandırmıştı.

Monsieur Gurdjieff ağacı öyle yerleştirmişti ki, kökler tavana, gökyüzüne, dallar ise aşağıya, yeryüzüne doğru uzanıyordu.

Bu odanın duvarı dokumalar, küçük aynalar, örgü ve nakış süslemeler, ayrıca önemli kişi ve manzaraların resmedildiği tuvallerle bezenmişti. Kapının soluna, bir şifoniyerin her iki tarafına örgüden şeritler halinde serilmiş bir … Enneagram vardı.

Ağaç, rengarenk, elektrikli ışık perileri ile parıldayan süslemelerle donatılacak,  Monsieur Gurdjieff’in herkes için bizzat kendi seçtiği ve üzerine kendi el yazısıyla isimleri yazdığı hediye paketleriyle zenginleştirilecekti. Her birimize gösterdiği bu özenli ve kişisel jesti beni her zaman çok etkilemiştir.

Heyecanla, ancak görevi olması gerektiği gibi yerine getiremeyeceğim endişesiyle işe koyuldum. Geçmiş yıllarda gördüklerimi hatırlayarak onları örnek olarak baz aldım. Zaman zaman Monsieur Gurdjieff yaptıklarıma bakmak için geliyor, belli belirsiz ancak ciddi bir “hmm” ifadesiyle doğru yolda ilerlediğimin altını çiziyordu.

Uygulamaya koymamam gerektiğine daha sonra kanaat getirdiğim bir fikir geldi aklıma: Ağacın tepesine bir yıldız veya ay koymak. Ağacın kökleri gökyüzündeymişcesine tepedeydi, o halde dekorasyon olarak kayan bir yıldız, ay veya sadece bir yıldız kullanmam kanımca yersiz olmayacaktı. Pamuktan bir yıldız yapmaya başladım.

O anda birkaç öğrenciyle birlikte dekorasyonları görmeye gelen Madame de Salzmann planımı gördüğünde “Bu da ne böyle?” diye haykırdı. Monsieur Gurdjieff bizi izliyordu. Önce bir sessizlik hakimdi, sonra bana çok sakin bir şekilde “Sen, orada, ne yapıyorsun?” sorusunu yöneltti.

Madame de Salzmann’ın haykırışıyla buz kesmiştim, sevincim kursağımda kalmıştı. Monsieur Gurdjieff’in fikrime katılıp katılmadığını düşünecek halde bile değildim. O an yaptığım her şey benim için anlamını yitirmişti. ‘Yer yarılsa da içine girsem’ diyordum.

Daha sonra yıldızımın hala orada olduğunu ve artık sorgulamadığını fark ettim. Halbuki Monsieur Gurdjieff onu aşağıya indirmemi isteyebilirdi. Onun o nazik sesi, Madame de Salzmann’ın çıkışını hafifletmişi. Öyle gözüküyordu ki Madame de Salzmann alışık olmadığı bir şeyle karşı karşıya geldiğinde sadece yüksek sesle haykırabiliyordu.

Monsieur Gurdjieff beni güveninden yoksun bırakmadı, bu olay aracılığıyla özgüvenimi sağladı ve bu kesinlikle gerek duyduğum bir şeydi. Monsieur Gurdjieff’in tüm davranışları düşünmek ve eyleme geçmek için özgür bir alan bırakıyordu. Kendisi düşünce sürecine müdahale etmiyor, ancak onu tetikliyor ve destekliyordu.

* * 
İkinci Hikaye

Monsieur Gurdjieff ve Monsieur Orage’ın bir öğrencisi, Orage ile New York’ta yapılan bir birliktelikte birinin “Hayata nasıl farklı bakabilirim?” sorusunu yönelttiğini anlattı. Monsieur Orage cevap vermiş: “Başının üzerinde dur!” – Kathryn Hulme bu bağlamda şunu hatırladı:

Birazdan yapılacak paylaşımda çizilen ermiş imajı Aziz George olabilir, ancak büyük bir ihtimalle söz konusu ermiş öğretmen olarak geçirdiği hayatın tüm aşamalarında öğrencilerinden çok şey bekleyen ve onlara, bilinçli bir şekilde kendi üzerlerinde çalışarak kusurların verdiği geçici zevkleri, sürdürülebilir nitelik ve erdemlere nasıl dönüştürebileceklerini öğreten Monsieur George Ivanovitch Gurdjieff’ti.

Uzaktan gelen, talepkar bir ermişti. “Olağanüstü İnsanlarla Karşılaşmalar” (1963) başlıklı otobiyografisinde geçmiş zamana gidip ikna edici ve teoride kalmayıp pratiğe dökülebilen, “her şeyi tam anlamıyla” kapsayan bilgiyi aramak üzere gittiği uzak yerleri konu ediyordu. Monsieur Gurdjieff’in günümüzde kaybolmuş olan dini bir mozaikten edindiği ve insana dair doğru ve normal olan anlayışını şekillendiren izlenimlere yönelik daha fazla ipucu bulmak üzere ikincil edebi kaynaklara başvurulabilir. 1936 yılında Yeni Yıl Arifesi’nde yaşanan olaya yine Kathryn Hulme tanıklık etmiştir:

Divanında oturup sırasıyla önünden geçip Noel Ağacı’nın etrafında yerlerimize oturduğumuzda bizlere başıyla selam veriyordu. Dinlenmiş gözüküyordu … Kanarya’dan [yıllar ilerledikçe Monsieur Gurdjieff öğrencilerine özel isimler vermeyi gelenek hale getirmişti] tüm ışıkları kapatmasını ve ağacı aydınlatan fişi prize takmasını rica etti. Birkaç dakika sessizlik içinde oturduk. Sonra Monsieur Gurdjieff “Bunu seviyorum. Bu tarz ağaçlar sakinleştirir, huzur içinde hissettirir. Bir şöminenin önünde oturmak gibidir. Sıcacık ve keyifli.”

Şömine rafındaki ayna, ağacın renkli ışıklarını yansıtıyordu. Wendy, “İki ağac görüyorum …” diye fısıldadı ve böylece üstadımızın bilinmeyen geçmişinde bir konu olan ‘yansıyan ışık’tan bahsetmesine vesile oldu.

“Keşke mum ışığı olsaydı, daha iyi olurdu” dedi. “Mum ışığı, eletrikli ışıktan daha güzel bir atmosfer yaratıyor. Ancak bildiğim en güzel ışık, İran’da defalarda gördüğüm ışıktır. Kilden bir kase yapıp içine koyun eti yağı döküyorlar. Sonra içini pamuk ile doldurup bayram, şenlik ve düğünlerde yakıyorlar. Bu ışık, başka ışıklardan daha uzun yanıyor. Hatta bu süre iki güne çıkabiliyor.

En güzel atmosfer bu tür bir ışıkla yaratılır. Bir kez Müslümanların düzenlediği bir şenlikte bütün bir evin bu tarz ışıklarla aydınlatıldığını gördüm … hayal edemeyeceğiniz bir ihtişamdı, gündüz gibiydi. Hiç Bengal ışıklarını gördünüz mü? Bahsettiğim ışıklar, onlardan bile daha parlaktı. İnsanın okumasını kolaylaştıran en iyi ışıktır …” Sesinden Yakın Doğu’ya duyduğu özlem seziliyordu. “İran’da bu tarz ışıklar için odalar düzenliyorlar. Gördüğüm bir odayı asla unutmayacağım. Her yere ayna asmışlarda. Odanın zemin ve tavanında bile ayna vardı. Her yere dekorasyon amaçlı bahsettiğim kilden kaseler koymuşlardı – bunları gördüğünüzde başınız dönüyor. Nereye bakarsanız bakın, binlerce, sonsuz ışık görüyorsunuz. Bunun nasıl bir şey olduğunu hayal bile edemezsiniz. O ışıkları gördüğünüzde bu kadar güzel bir görünüşün bu kadar küçük ve basit bir şeyle yapıldığını, içinde koyun eti yağı bulunan ve kilden yapılmış olan bir kaseden geldiğini hayal bile edemezsiniz …”

“Bu tarz ışıkların başka bir özgünlüğü daha var” diyerek devam etti. “Kaseleri donmuş yağ ile doldurduklarında her biri özel bir kokuya sahip olan yağları katman katman, üst üste yerleştiriyorlar. Bir katman yandığında önce kokuyu alıyorsunuz, sonra oda parfümle doluyor. Yarım saat sonra başka bir koku sizi mest ediyor ve bu böyle, planlı bir şekilde, devam ediyor. Daha evvel bu zanaate sahip olup bu tarz mumları bilinçli bir şekilde yapıyorlardı. Herkes bu ışıklara sahipti. Hayat böyleydi! Şimdiyse onları otomatik olarak üretiyorlar …”

Konuştuktan sonra ruhumuza bir üzüntü çöktü. Evvel zaman içinde yaşayan, yalın, şımarmamış, ruhunun ve onun ihtiyaçlarının farkında olan insan portresini çizdiği her vakit bu üzüntüyü hissediyorduk.

Jean Beauchard’s ‘Tarot des Alchimistes’, Editions Vega.

***

Kaynak Hikaye 1: Source: “Becoming Conscious With G.I.Gurdjieff” (page 60-61) by Solange Claustres, Eureka Editions 🌿 Kaynak Hikaye 2: http://www.gurdjieff.org/lipsey1.htm

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR VIA HYGEIA 2022