Skip to main content

Sayin Gurdjieff’in Hayatından İki Canlı Anı

Mister Gurdjieff in Evian, 1949.

*

Sevgili Arkadaşlar, Gurdjieff’in hayatından iki canlı anıyı paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. İlki annesi ve annesinin hayvanlarla kurduğu bağ, ikincisi ise karısının annesiyle kurduğu özel ilişki ile ilgili. Her zamanki gibi Gurdjieff’in yazıları görünenden daha derin bir anlam taşıyor. İçinde güzellikler barındıran mücevherler bulacağınızdan eminiz. Keyifli keşifler!

**

Çeviri: Nalan Özkan Lecerf

Artwork by Nalan Özkan Lecerf.

1.Geçit Töreni

‘… Aynı bankta kendimi otururken buldum. Yazı yazmaya başladığımın ilk yılında o bankta sıkça oturmayı ve çalışmayı alışkanlık haline getirmiştim.

O zamanlar sık sık geliyorlar ve o bankta iki yanıma oturuyorlardı. İki yakın varlık, iç dünyama yakın olan yegane kişiler.

Biri her zaman hayranlık duyduğum yaşlı annem, diğeri ise eşsiz ve içtenlikle sevdiğim eşimdi.

Benzersiz bir şekilde iç dünyama en yakın olan bu iki kadın şimdi onlara ve bana tamamen yabancı olan bir ülkenin mezarlığında sonsuza dek, yan yana, huzur içinde yatıyorlar.

İlk ölen, uzun süredir karaciğer hastası olan annem oldu; birkaç ay sonra eşim çağımızın en korkunç belası olan kansere yenik düştü.

Bu arada bana eşsiz bir şekilde en yakın olan bu iki varlığın son dinlenme yeri olan Fransa, doğama kesinlikle yabancı olmasına rağmen, sanki anayurdummuş gibi yüreğimde saklıdır.

Ve böylece, o bankta otururken ve neredeyse mekanik bir şekilde tanıdık çevreyi, içimi, düşüncelerin çağrışımlarıyla gözlemlerken, aynı yerde yaşadığım farklı deneyimler anımsanmaya başlandı.

Birdenbire hatırladım. Aktif düşünce oluşturma sürecime kısa süreliğine ara vererek dinlendiğimde, sıkça gördüğüm bir resmi gerçekmiş gibi gözümde canlandırdım.

O resimde, unutulmaz olan yaşlı annem iki tavuskuşu, bir kedi ve bir köpek eşliğinde solumda yolu yavaşça aşağıya doğru iniyordu.

Bu noktada annem ve adı geçen hayvanların arasındaki ilişkiye yorum yapmamak mümkün değil, çünkü bu, çağdaş insanların hayatlarında gerçekten olağandışıydı.

Dört farklı huya sahip olan bu hayvanlar, annemin dışarıya çıkacağı zamanı önceden bilirler, evinin kapısının yakınında bir araya gelirler, onun ortaya çıkmasını beklerler ve devamında, nereye giderse gitsin, ona ‘sedately’ (çok sakin) bir şekilde eşlik ederlerdi.

Kedi her zaman önünde, iki tavuskuşu yanlarda, köpek ise arkasında yürürdü.’

Artwork by Nalan Özkan Lecerf.

2. ‘Esperanto’

‘… Genelde annem ‘Le Paradou’ adlı evinden ayrılarak bana doğru geldiğinde, ‘Le Prieure’ adlı evden çıkan eşim yaklaşıyordu.

İkisi de bir sopa yardımıyla yürüyordu, ikisi de kamburdu.

İtiraf etmeliyim ki, eğik vücutların ilki beni o kadar etkilemiyordu, çünkü bunu saygın bir yaşa gelmiş olan her insanın olağan kaderi olarak görüyor ve kabul ediyordum.

Ancak ikincisinin eğik duruşu ile bir türlü barışamıyordum; fark ettiğim anda içimde bir isyan duygusu uyanıyor ve kalbim inatla ilerlemek istemeyen bir atın kalbi gibi küt küt atıyordu.

Onsekiz yıl önce, şimdi kambur ve solgun yüzlü olan bu kadının tesadüfi bir şekilde St.Petersburg’daki güzellik yarışmasında bulunmasından dolayı, gençliğin baharında olan ünlü Lena Cavalieri birincilik ödülünden olmuştu.

Bankta oturmaya devam ederek ve bu iki değerli kadının bu yer ile olan bağlantısına ilişkin otomatik düşünce akışını kesintiye uğratmayarak, birbirleriyle konuştuklarında bir kereden fazla tecrübe ettiğim, içime derin bir şekilde işleyen o duyguyu hatırladım ve içimde çok güçlü bir şekilde yeniden deneyimledim.

Nasıl sıkça biri sağımda ve diğeri solumda olmak üzere yanıma oturduklarını, neredeyse bana dokunduklarını hatırladım. Beni engellememek için çok sessiz olmalarına rağmen, işime odaklanmış bir şekilde öne eğildiğimde, arkamdan birbirine fısıldayabilecek şekilde oturduklarını anımsadım.

Onların bu fısıldaması ve birbirini tamamen anlaması, içime her zaman derin bir şekilde işlemiştir.

Gerçek şu ki, ne annem eşimin konuştuğu dili anlıyordu, ne de eşim annemin herhangi bir kelimesini.

Buna rağmen sadece sıradan düşüncelerini değil, aynı zamanda çok kısa bir süre içerisinde tüm özel deneyimlerini ve yaşam öykülerini birbiriyle serbestçe paylaşmışlardı.

Yer çekimin ortasındaki bu sevginin ortak noktasından dolayı çok geçmeden aralarında birçok farklı dilden oluşan çok özel, bağımsız bir lehçe üretilmişti.’

Julia Yussovna Ossipovna, also called ‘Madame Ostrowska’, Mr Gurdjieff’s wife and Evdokia, Mister Gurdjieff’s mother at the Prieure in the early twenties. From “It’s up to ourselves’, by Jessmin and Dushka Howarth, Gurdjieff Heritage Society, 1998. Page 89.

Kaynak: Her iki metin de Gurdjieff’in “Life is real only when ‘I am’’ kitabından alınmıştr. Önsöz, 36 – 39. sayfalar.

***

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR VIA HYGEIA 2022