Kitap: “Gelmekte Olan İyiliğin Habercisi” – Bilincin Üç Hali
Postel-premiers Elements
*
Çeviri: Nalan Özkan Lecerf
‘Bilincin üç halinden biri, ki bu nesnel anlamda insanoğlu için en yüce olan ve en çok arzulanandır, özellikle sadece üçüncü kategoride yer alan, önceden algılanan izlenimlerin çağrışımlarına dayanır.
Bilincin ikinci hali, ikinci kategoride yer alan ve istemli olarak algılanan izlenimlerin çağrışımlarından oluşur.
İnsanoğlunun bilincinin üçüncü halini ise kolaylıkla çağdaş insanın ‘bilincin-uyanık-hali’ ifadesi ile benimsediği, olağanüstü öneminin altını çizme arzusu hissettiği ve hiçbir zaman adının doğruluğundan şüphe etmediği o bilince atfedilebilir.
İnsanoğlunun en yüce olarak saydığı bilincin bu hali, bilimsel olarak organize edilen ve itinayla doğrulanan deneysel açıklamalara göre sürekli tekrarlanan, istem dışı ve kazara algılanan, aynı zamanda yapay bir şekilde yaratılan ve ‘ezbere (makine gibi) öğrenilen’ izlenimlerin bir çıktısı olduğu kanıtlandı.
Normal varoluşlarının sürekli kötüleşen koşullarının bir sonucu olarak bugün insanların çoğunluğu, az önce sözü geçen ‘ezbere (makine gibi) öğrenilen’, istem dışı algılanan, kazara olan izlenimler tarafından edinilen söz konusu bilince öncelik vermeye alıştılar.
İlk türün izlenimlerinden oluşan çağrışımlar vasıtasıyla bilincin en üst düzeyine ulaşan insanoğlunda hayal güçlerinin süreçleri, hatıra, yargı, muhakeme ve düşünme en fazla otomatik bir kalıplaşmadır. Söz konusu kalıplaşma sözde ‘yoğun çabaları’nın bir sonucu olup, sürecini havalı bir şekilde ‘seçici odaklanma (attention)’ olarak adlandırır. Halbuki söz konusu çoktan kalıplaşmış ve otomatik olarak algılanan izlenimler, başka bir deyişle bu insanın iç dünyasının tüm süreçleri, sıkça tekrar edilen tabiri caizse ‘demode olmuş izlenimler’in deneyimlerinin sadece farklı kombinasyonlarla yapılan otomatik gözden geçirilmesidir. Ve bu insanın sıradan bir hayattaki tezahürü, tüm dürtüleri, düşünceleri, duyguları, kelimeleri, görüşleri, inançları ve eylemleri, sadece bütünlüğünde kalıplaşmış, farklı kombinasyonlarla var olan bu izlenimlerin malzemelerinden oluşurlar.
Ve bu kombinasyonlar rastgele şokların etkisi ile şekillenip, önceden algılanan izlenimlerin herhangi bir grubunu az çok yoğun bir şekilde harekete geçirir. Bu durumda söz konusu izlenimler cağrışımların merkezi haline gelir.
Her bir yeni veya başka bir yoğunluk derecesindeki şok, başka bir çağrışım ve sonuç olarak başka bir düşünce, duygu ve eylem zinciri, vb… uyandırır. Böyle bir bilincin sahibinde hiçbir merkez ne şekillenen kombinasyonlara kendinden veya herhangi yeni birşey katabilir ne de yoğunluğun doruk noktasında olsa bile başka merkezlerde şekillenen malzemelerden kullanabilir.
Bunun sonucu olarak böyle bir bilince sahip olanın dünya algısı her zaman onun sadece bir parçasından gelir. Başka bir deyişle, birbiriyle pek ortak noktası olmayan veya tesadüfen ve sadece kısmen birbirini çağrıştıran algının bu üç farklı sürecine sahip olanın yargılarının her biri, özünün sadece bir parçasının ürünü ve mevcut olan malzemenin bir parçasının ifadesi olduğu için, her zaman tek taraflı ve sonuç olarak ister istemez hatalıdır.
Az önce söylenenden hareketle aklı başında olan herkes için insanoğlunun gerçek eğitimi için yapılması gereken ilk işlemin ayrı şekillenen her bir merkezde bir parçanın fonksiyonlarını diğer bir parçanınkileri ile aynı anda harmanlanmasına ilişkin duyulan doğal ihtiyacın geliştirilmesi olduğu apaçık ortadadır. Böylece insanoğlunun genel özünde doğanın yasaları gereği ayrı şekillenen ve kaçınılmaz olarak ayrı bir eğitim gerektiren bu üç parçanın tezahürleri, uyum içinde birleşebilir, hayatın yetişkinlik döneminde normal kapasitelerine göre birlikte çalışabilir.
İnsanoğlunu yetişkinliğe hazırlarken sadece bu tutum insanoğlunun genel özünü oluşturan farklı kaynakları aynı tezahür seviyesine getirebilir. Ancak o zaman insan makinesinin üç ana çarkı ortak çalışmalarına engel olmadan kolayca çalışacaktır. Bu koordineli süreç onların birbirinden ayrı işleyişine müdahale etmiyor, tam tersine onları en yüksek derecedeki verimliliğe yükseltiyor. Bu, insanoğlunun sahip olabileceği ancak sıradan koşullarda hiçbir zaman erişemediği en yüksek bilinç seviyesidir.
Her bir bireyin ve tüm benliğindeki her bir parçanın gelişim derecesinin farklı olduğunu, benzer şekilde çağrışımlarının da farklı olduğunu düşünürsek, mecburen her bir kişinin eğitilmesinin ve yeniden eğitilmesinin kesinlikle bireysel olması gerektiği ve başka türlü olamayacağı sonucuna varıyoruz.
Sıradan bir hayatın koşullarından kaynaklanan insan makinesinin işleyişindeki tüm hatalar zamanla çoğalır ve çalışan makinenin herhangi bir tamiri ancak meydana gelen kusurlara karşı yapılan sürekli ve azimli bir mücadele ile sağlanabilir.’
***

Bir yanıt yazın