Skip to main content

Kitap: “Kurtlarla Koşan Kadınlar” – ‘İskelet Kadın’

“La Donna Scheletro” – Giorgia Marras

*

Geçen hafta, Atina’dan İstanbul’a döndüğümüz gün ‘Arketiplerin Bilgeliği’ (Hermetik Tarot) kurslarımızdan bir tanesinde öğrencilerimizle bir araya geldik ve “13”üncü arkananın (geleneksel anlamda ‘Ölüm’) derinliklerine daldık. Karta ilişkin sezgileri eşi görülmemiş, şapka çıkartacak bir zenginliğe sahipti. Arkananın bu iç dünyasına attığımız bu derin bakış bana Clarissa Pinkola Estés’in “Kurtlarla Koşan Kadınlar” kitabından ‘İskelet Kadın’ın masalını hatırlattı: “Sevginin hayat/ölüm/hayat doğasıyla yüzleşmek”. 29 Haziran 2014.

*

Çeviri: Nalan Özkan Lecerf

*

‘…Kimse ne olduğunu artık hatırlamasa da, babasının onaylamadığı bir şey yapmış. Babası onu sürükleyip uçurumun kıyısına götürerek deniza atmış. Balıklar etlerini yiyip bitirmiş ve gözlerini oymuş. Denizin altında yatarken iskeleti akıntılarla dönüp duruyormuş.

Bir gün bir balıkçı balık tutmaya gelmiş. Evet, aslında pek çok balıkçı, bir zamanlar bu körfeze gelirmiş. Ama bu balıkçı sürüklenerek evinden çok fazla uzaklaşmış ve bu koyun perili olduğunu söyleyen yöre balıkçılarının oradan uzak durduklarını bilmiyormuş.

Balıkçının oltası suyun dibinde sürüklenirken, başka yer yokmuş gibi İskelet Kadın’ın kaburga kemiklerine takılmış. Balıkçı, “Hey, gerçekten de büyük bir tane yakaladım! Av diye buna derim!” diye düşünmüş. Bir yandan da aklından bu balığın ne kadar çok insanı besleyeceği, ne kadar sure dayanacağı ve kendisinin de ne kadar uzun bir süre avlanma derdinden kurtulacağını geçiriyormuş. Oltanın ucundaki bu büyük ağırlıkla mücadele ederken, deniz, şaklayan köpüklerle harekete geçmiş, kayığı hoplayıp zıplatmaya başlamış, çünkü aşağıdaki kadın kendini oltadan kurtarmaya çalışıyormuş. Ama çıkarmaya uğraştıkça olta ipine iyice dolanıyormuş. Ne yaparsa yapsın amansızca yukarıya doğru sürüklenmiş, kaburga kemiklerinden tutularak çekilmiş.

Avcı ağını çıkarmakla meşgulmüş, bu yüzden, kadının dalgaların üstünde yükselen kel kafasını görmemiş, kafatasının göz kürelerinde ışıldayan küçük mercan yaratıklarını görmemiş, yaşlı fildişi rengindeki dişlerindeki kabuklu hayvanları görmemiş. Ağına doğru döndüğünde kadının bütün bedeni olduğu gibi yüzeye çıkmış ve uzun ön dişleriyle kayığının burnunda sallanıyormuş.

“Olamaz!” diye bağırmış adam ve kalbi dizlerine inmiş, gözleri dehşetle kafasının arkasına saklamış ve kulakları parlak kırmızı bir ışık yaymış. “Ahh!” diye feryat etmiş, onu küreğiyle pruvadan iteklemiş ve kıyıya doğru çılgınca kürek çekmeye başlamış. Kadının oltasına sarılmış olduğunu fark edememiş; avını, ayakları üzerinde dikilmiş bir halde kıyıya giden yol boyunca peşinden gelirken görünce daha da korkmuş. Kayığına ne kadar zikzak yaptırırsa yaptırsın, tam arkasında duruyormuş; nefesi, buhar bulutları şeklinde suyu döndürüyor, kolları onu derinlere çekecekmiş gibi hayayı dövüyormuş.

Karaya ulaştığı sırada “Aggghhhhh!” diye çığlık atıyormuş. Bir sıçrayışta kayığından atlamış, balık oltasını sıkıca kavrayıp koşmaya başlamış. İskelet Kadın’ın mercan beyazlığındaki cesedi ise hala olta ipine takılıymış ve tam arkasında hoplayıp zıplıyormuş. Kayaların üstüne doğru seyirtmiş, kadın da onu izlemiş. Donmuş tundralara koşmuş, o da aynısını yapmış. Kurutmak için serilen etlerin üzerinde koşarak ayakkabılarıyla çıtır çıtır ezmiş.

Bütün bunlar olurken o istifini hiç bozmamış, dahası, arkada sürüklenirken bir yandan da donmuş balıklarından bir kısmını kapmış. Balıkları yemeye başlamış, çünkü uzun, ama çok uzun bir zamandan beri boğazından bir lokma geçmemiş. Sonunda adam kar-evine ulaşmış ve hemen tünele dalmış. Emekleyerek içeri doğru yolunu kazıyormuş. Soluk soluğa ve hıçkırıklarla ağlayarak karanlıkta oraya uzanmış, kalbi bir davul, güçlü bir davul gibi vuruyormuş. Sonunda güvendeymiş. Ah fazlasıyla güvendeymiş, evet evet güvendeymiş, Tanrılara şükürler olsun, Raven’e, evet Raven’e şükürler olsun, evet ve son derece çömert Sedna’ya … sonunda … güvendeymiş.

Adam, balina yağı lambasını yaktığında, kadının da kardan zemininin üstünde tepetaklak bir halde yattığını hayal edin; bir topuğu omzunun üstünde, bir dizi göğüs kafesinin içinde, bir ayağı dirseğinin üstünde … Daha sonra bunun ne olduğunu söyleyemezdi, belki de ateşin ışığı, kadının çehresini yumuşatmıştı ya da yalnız bir adam olması … Ama adamın solumasına bir şefkat hisi gelmiş, yavaşça kirli ellerini uzatmış ve bir annenin çocuğuna söylediği kadar yumuşak sözcüklerle onu olta ipinden kurtarmaya başlamış.

“Ah, nay nay nay.” Önce ayak parmaklarını çözmüş, sonra da ayak bileklerini. “Oh, nay nay nay.” Gece çökene kadar durmadan çalışmış, onu sıcak tutacak kürklerle giydirene kadar, İskelet Kadın’ın kemikleri, bir insanda olması gerektiği gibi tümüyle düzene girene kadar.

Deri kol ağızlarında çakmak taşı aramış ve saçının bir kısmını biraz daha ateş yakmak için kullamış. Olta çubuğunun değerli tahtasını yağlarken ve bağırsaktan yapılan ipini onarırken zaman zaman ona bakıyormuş. Kürkler içindeki kadın da, bu avcı onu dışarı çıkarıp kayalara fırlatmasın ve tamamen parçalara ayırmasın diye tek kelime etmiyormuş – cesaret edemiyormuş buna.
Adamın gözleri kapanıyormuş, uyku tulumunun içine girmiş ve anında rüya görmeye başlamış. Bilirsiniz, bazen uyuyan insanlar düş gördüklerinde gözlerinden bir damla gözyaşı sızar; buna ne tür bir düşün neden olduğunu asla bilmeyiz, ama bunun ya bir üzüntü ya da özlem düşü olduğunu biliriz. Adamın başına gelen de buymuş.

İskelet Kadın ateşin ışığında parlayan gözyaşını görmüş ve ansızın çoook susamış. Şangır şungur sesler çıkarırken bir yandan da emekleyerek uyuyan adamın üstüne doğru eğilmiş ve ağzını onun gözyaşına dayamış. Tek bir gözyaşı bir nehir gibiymiş ve kadın içmiş, içmiş, içmiş, ta ki çok uzun yıllar boyunca süren susuzluğu dinene kadar.

Sonra onun yanına uzanarak uyuyan adamın içine girmiş ve kalbini, o güçlü davulu çıkarmış. Kalkıp oturmuş ve davulun iki tarafına güm güm vurmuş: Bom, Bomm! Bom, Bomm!
Davul çalarken yüksek sesle şarkı söylemeye başlamış: “Et, et, et! Et, et, et!” Ne kadar şarkı söylerse, vücudu da o kadar çok etle dolmuş. Saçlar, güzel gözler ve güzel tombul eller için de şarkı söylemiş. Bacaklarının arasındaki yarık, bedenini sıcak tutmaya yetecek kadar uzun göğüsler ve bir kadının ihtiyaç duyduğu her şey için şarkı söylemiş.

Nihayet bitirdiğinde şarkılar söyleyerek uyuyan adamın elbiselerini çıkarmış ve onun yanına, yatağına süzülmüş, bedenine sokulmuş. Büyük davulu, adamın kalbini bedenine geri yerleştirmiş ve uyandıklarında birbirlerine dolanmış, birlikte geçirdikleri gece nedeniyle şimdi başka bir şekilde, iyi ve kalıcı bir şekilde iç içe geçmiş bir haldeymişler.

Kadının yaşadığı ilk talihsizliğin nasıl meydana geldiğini anımsayamayan insanlar, balıkçıyla birlikte uzaklara gittiğini ve suyun altındaki hayatı sırasında tanıdığı yaratıklar sayesinde daima iyi bir şekilde beslendiklerini anlatırlar. İnsanlar bu anlatılanların doğru olduğunu ve ekleyecek bir şeyleri olmadığını söylerler.’

*

Kaynak: Clarissa Pinkola Estés’in “Kurtlarla Koşan Kadınlar”

kitabından ‘İskelet Kadın’ hikayesi [5. Bölüm]

*

Marseille Tarot– 13th Arcana- in the Camoin-Jodorovski deck.

***

 

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR VIA HYGEIA 2022