Skip to main content

Odadaki Fil

‘Elephant in the room’

by Banksy

*

Nicolas Lecerf tarafından 8 Haziran 2014 tarihinde kaleme alınmıştır.

Çeviri: Nalan Özkan Lecerf

*

Hayırseverlik, hayır işleme becerisi veya isteği, insanlığımızı tamamen yaşamamızın doruk noktasıdır. İnsanlara yardım ederek kişisel ihtiyaç ve tatminlerimizi aştığını ve başkalarına destek olarak hayatlarımıza daha geniş bir boyut kazandırdığımızı düşünüyoruz.

Kim olduğumuz ve toplumun beklentileri arasında bir çatışma yaşadığımız bu hayatın mizaç gereği ‘şizofrenik’ olduğunu itiraf etmeliyiz. Esaslarımız sevgi ve nezaket üzerine, ancak tarihimiz ‘sahip olma’ ve ‘elde tutma’ temelleri üzerine kurulu. Başlıca dinlerimiz birbirimizi sevmekten bahseder, ancak bazıları ‘Tanrı adına’ incitmeyi hatta başkalarını öldürmeyi bahane ediyor. Burada Maurice Nicoll’ün ‘Pazar sendromu’ (‘Cuma sendromu’ şeklinde de adapte edilebilir) olarak adlandırdığı olgu ile karşı karşıyayız. İnsanlar dini bir törene gidip oradaki aktivitelere katılıyor, ‘sadece sevgi ve güllerden’ ibaretlermiş gibi davranıyor, ancak ibadet yerinden ayrılıp eve döndüklerinde yine dünyamızın ezici, çok yönlü şiddetine ve hayvansal hayatta kalma içgüdülerine karşı mücadele ediyorlar.

Medeniyetimiz ‘alçakgönüllülüğü’ ve ‘iyiliği’ övüyor, ancak bugüne kadar bize miras kalan gerçek ise kurtların alçakgönüllü ve iyi insanları savaşlarda ve mütevazi çoğunluğun gezegenimizin zenginliklerini kontrol eden yiyici azınlığın kölesi olduğu bir sistemde yiyip bitirmeleridir. Ne yazık ki dinler dinler manevi ve dünyevi zenginlikleri de birbirine karıştırıp, daha iyi bir dünya yaratma görevlerini yerine getirmediler. Aksine, kendi dinamiklerinde tekelci ve çatışmalı olan ilgili güçleri ‘meşrulaştırdılar’.

Çatışma ve kavganın yüceltildiği bir zamanda yaşıyoruz, bu da dinlerin teşvik etmeleri gerektiğinin tam tersidir: insanları birbirine bağlamak ve köprüler kurmak. Başkaların hırsından ölen masum insanların anıtlarını ve mezarlarını ziyaret edin: Onlar, özgürlüğün sunağında kurban edilen kuzulardır (burada ‘özgürlük’ azınlığın kendi bencil ihtiyaçları için çoğunluğu kullanma hakkı anlamına geliyor). Harfi harfine paternalistik bir sisteme bağlı olmak üzere yetiştirildik. Söz konusu sistem ona karşı gelmeyi cesaret edenleri cezalandırıp, etrafımızda olanların tepeden inme yaklaşımını kopyalamamız için bizleri neredeyse pavlovian bir şekilde koşullandırıyor. Bizler toplumun ‘iyiyi yapma’ yaklaşımını taklit ediyor ve çoğu zaman arzu edilen iyiliğin aksine daha çok zarar getiriyoruz. Eğitimimiz yaşama karşı sergilediğimiz bu ‘şizofrenik’ tutumu saklamaya çalıştığından, bizi bütünlüğümüze götürecek olan harita ya kaybedildi, ya da bizi kontrol edenler tarafından gizlendi.

Din eğitiminde ya nitelikleri övüyor – öyle veya böyle olmak – ya da ayrıca içimizde yaşayan gölgelerimizin, kusurlarımızın tanıkları oluyoruz. Bu iki muhalif tarafları dengelemeye çalışmak için nadiren girişimde bulunuluyor. Sonuç olarak o niteliği ‘olmaya’ çalışıyoruz, sonra gerçeklik boy gösteriyor ve ya cesaretimiz kırılıyor ya da büyülenmiş bir halde derin bir uçuruma, dipsiz bir kuyuya bakar gibi, kendimizi kusurlarımızla sıkışıp kalmış hissediyoruz.

Burada da niteliklerin içimizdeki derinliklere kök salabileceği, kusurların gözlemlenip ilgilenildiği sağlam bir platformu inşa etme girişimi nadirdir. Bu meydana geldiğinde, yaratıcı ve güçlü bir dinamik onları harmanlayarak bize özel erdememizin doğmasına olanak tanıyor. Bu durumda ‘var olmaya’ doğup, ‘sahip olmaktan’ uzaklaşıyor ve kaderin oyuncağı olmaktan çıkıyoruz. Hayatlarımız bizi inatla korku içinde ve boşuna oluş duygusunda tutmaya çalıştığından cesaret ve tutarlılık gerekiyor. Bu yüzden çok az kişi bu yeni doğumu becerebiliyor.

‘Kendini bil’ der Hermetik bir atasözü. Aldığımız eğitimin her öğesi bizi kendi özümüze yabancılaştırdığı vakit kendimizi ne kadar çok bilebiliriz? Bize hazır sistem ve inançları kabul etmemiz ve onları sorgulamamamız söylendi (ve bunu yaptığımızda ileriye gitmek için cesaret bulamıyor ve birçok engelle karşılaşıyoruz …). ‘Yüksek bilgi’ efsanesi bizi gerçeği bulmaktan alıkoymak için kullanılıyor: Yüksek bilgi diye bir şey yoktur. Gerçekten yüksek değildir, çünkü bilgi stratosfer veya yıldızlarda yaşamaz. O içimizde olup, zeki ve özendirici aktivitelere başvuran doğru eğitimle, deneyim ile elde edilen ve inandırıcı olduğunda bizi anlayışa götüren bilgiyi içimizde ‘aynalamamızı’ sağlıyor . Bilginin dışarıdan, ‘yüksek güçler’den geldiğine inandırıldığımız için bağımsızlığımızı ve kendi başımıza düşünme yetimizi kaybettik.

İçimizdeki başlıca kabiliyetlerden bir tanesi, sezgi, ‘güvenilmez’ olarak inandırıldı. Tek nedeni ise düşünme makinemizde yönetebilmek. Yedi yaşına geldiğimizde ‘mantık yürütme yaşı’na erişmiyor muyuz? Mantık ‘ayrıştırmamıza’ yardım eder, ancak onun dışında başka bir işleve sahip değildir. Söz konusu ‘yüksek güçler’, içimideki antenleri ‘kesmeyi’ veya ‘devre dışı bırakmayı’ başardılar, böylece özümüzden kopmuş bir şekilde görevleri yerine getirmek için yeterince iyi olan itaatkar eşekler kalmamıza neden oldular. Bu kabiliyet, sezgi, veriyi aynalayarak ‘içten öğrenmemizi’ ve böylece evrensel gerçekleri deneyimlememizi sağlıyor. Bu, eğitim sistemimizin organize ediliş biçiminin tam tersidir. Burada yetkilendirilmiş ‘uzmanlar’ sistemin bizi ‘dışarıdan öğretmeye’, bizi ‘klonlar’ haline getirmeye ve bizi gerçekte maskelenmiş inançlarla doldurmaya gayret ettiğinden emin oluyor. Bu eğitimden dolayı zayıf görüşlerimize hapsolmuşuz, bir şeyleri bildiğimizi zannediyor, ancak söylediklerine ilişkin asgari bir bilinç seviyesine sahip olan papağanlar gibi davranıyoruz. Bu herkesin körü körüne boş gerçekleri tartıştığı, kan ve katliam için histerik bir çağrıda bulunduğu bir tımarhaneye benzer. Bu korkunç, çünkü daha iyisini yapabiliriz.

İnsanlar, din, new age ve manevilikte bulunan ‘inanç’ sistemlerine katılıyorlar, ancak bu sistemler bilim, psikoloji ve tıp gibi beklenmedik alanlarda da karşımıza çıkıyorlar. Odadaki file ilk defa burada bir bakış atıyoruz… Gerçek bilim, sanayi devriminde bağımsızlığını yitirdi. Bilim adamları, hayatlarımızı manipule ederek gücü elde tutmaları için heves eden, bizi onlara bağımlı kılan kurum ve hükümetlerin kar etmeleri için kullanıldı. Halbuki gerçek aksini başarabileceğimizi net bir şekilde gösteriyor. Bilim araştırmalara ve bilim adamlara maddi destek sağlayan kimselere hizmet ederek dürüstlüğünü kaybetti.

Dolayısıyla azı çalışmalarının insanlığa nasıl yarar sağladığını görebilmek için yeterince ‘özgür’dü. Nicolas Tesla tam anlamıyla susturuldu ve mevcut güçlere iyi hizmet eden J.P. Morgan ve Edison tarafından yağmalandı. Bu yüzden ücretsiz enerjiye ‘el konuldu’ ve yerini petrol ve kömür gibi ‘yenilenemez’ enerji kaynakları aldı. Güneş, rüzgar ve su enerjilerinin fark yaratabilmesi için ne kadar zaman geçti, ancak mevcut durumu değiştirmeye niyetli olmayan hükümetlere ve kurumlara büyük miktarda para getiren, az önce bahsi geçen kaynaklara nazaran payları hala çok azdır. Bilimin bağımsızlığını ve bize gösteriliş biçimini sorgulamalıyız.

Genelgeçer kabul gören bilimimizin hiç bilimsel olmayan bir yönü var … mühendisliği laboratuvarda yapılan virüslerin aşılanmasını, iyileştirmeyen ancak öldüren ve çok pahalı olan kanser ilaçlarını-kemoterapiyi, gıdamız için öldürücü olan genetiği değiştirilmiş organizmaları – GDO’yu, ekosistemimize zarar veren böcek zehirlerini, ‘icat’ edilen psikolojik hastalıklarlardan dolayı dünya nüfusunun yoğun bir şekilde medikalize edilmesini – DSM (ruhsal bozuklukların tanısal ve istatistiksel) el kitabını, genç yetişkinleri bağlantısızılıkta bırakan esrarları – Ecstasy’yi /eroini / kokaini, vs… nasıl destekleyebiliriz? Bu, bilimin insanlığa hizmet etme konusundaki başarısızlığını gösteren üzücü bir listedir.

Böylece dünyamızın bilimsel tarafı zehirlendiyse, bilimsel olmayan tarafı aynı sarhoşluk dolayısıyla daha çok acı çekiyordur. Kendini gerçek doktorların yerine koyup, ızdırap yaşayan, acı içinde olan veya sıkıntı çeken kişilere ‘alternatif’ tedavi yöntemleri ve hizmet sunan birçok new age insanı görüyoruz. Doktorlar sanatlarını öğrenmek ve uygulamak için yıllarını verdiler, oysa bu şarlatanlar sadece birkaç hafta, haftasonu, günler içerisinde ‘kalıplaşmış inanç sistemleri’ni öğreniyorlar, yıllardan beri uygulayıcı olup da eğitilmiş olan bir hekimin yerine geçebileceklerini varsayıyorlar! File bir bakış daha atmış olduk.

Kendini şifacı ilan etmiş bu kişiler ve meşru bir tıp eğitimi almamış olan new age hocaları insanlara yardım ettiklerini iddia ediyorlar. Halbuki bu kişiler kendilerine dair hiçbir fikre sahip olmayıp, sürdürülebilir bir denge yerine zayıf olan, acı ve ızdırap çeken insanların üzerindeki gücün tadına doğru çekilen güçlü egolara sahiptir. Büyük bir ego ile sana ne yapman gerektiğini söyleyen, seni korkutan, onlara bağımlı kılan ve sonunda umudu yem olarak kullanıp paranı çalan bu guru veya ‘okültlerin’ kibiri böyledir. Yasadaki boşluklar fırsat bilinip, yaşanan suistimaller bu şekilde açıklanabilir. Bundan mağdur olan kişiler ne şekilde onarılabileceklerini ve adaleti nasıl elde edebileceklerini bilemiyorlar. Cinsel tacizden suçlu bulunan, kendini guru ilan etmiş kişiler kendilerini kontrol altında tutmaktan aciz olduklarından ‘öğretileri’nde yer alanın tersini yapmıştır.

Çok korktuğumuz veya acılarımıza alıştığımız, onlarla özdeşleştiğimiz için gerçek doğamızı, gerçek özlerimizi bastırmayı temsil eden ‘odadaki fil’i görmek istemiyoruz. Bize ‘var olma’nın bedelini ödetip, bizi ‘sahip olma’ya sürükleyen, öldürücü sisteme hayır deme cesaretini bulamadığımız müddetçe bu ‘rahatsız edici gerçek ve suç’ unutulup gitmeyecek.

Gerçekten bizi özgür kılması gereken eğitim ve teknolojiden kopuk olduğumuz karanlık çağda yaşıyoruz. En büyük başarısı, kafamızı karıştırıp karanlığı ışık zannetmemize neden olmaktır! Ciddi bir şekilde yanlış kullanılan bilim, din ve manevilik, bizi köle haline getiren ve kutsal olmayan şaşırtıcı bir ittifakta birleşti. Işık, Hayat ve Sevginin sevinçli kutlamasıyla istikrarlı topluluklarla işbirliği yapan istikrarlı bireylerin sürekli iyileştirmesiyle elde edilen sabırlı ve itinalı bir yeniden bağlanmayla özgürlüğümüzü elde edeceğiz.

*

Şarkı için tıklayınız.

Yukarıdaki yazının özetini yansıtan şarkı sözlerini de okuyun.

***

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR VIA HYGEIA 2022