Aktarım Çemberi: Yaşayan Dokuma
Robert Fludd: ‘Utriusque Cosmi Tractatus’tan – De Astrologia – Yıldızlar Kaderi İma Eder mi?
Robert Fludd,
Genç Frans Pourbus tarafından yapılmış bir portre,
Welcome Library, Londra.
Görsel: Wikimedia Commons
*
Bugünkü Via-HYGEIA paylaşımı, Robert Fludd’un ün kazanmış Utriusque Cosmi Tractatus adlı eserinde yer alan De Astrologia bölümünden yaptığımız bir diğer alıntıdır. 1617 tarihli Latince özgün metin 1907 yılında Pierre Piobb tarafından Fransızca’ya, 2025 yılının Aralık ayında Nicolas tarafından İngilizce’ye çevirilmiştir. Türkçeye yansıması ise söz konusu İngilizce çeviriden hareketle hazırlanmıştır. Alıntı, birinci kısmın 3. bölümü olan “Yıldızlar kaderi ima eder mi?” başlıklı metni içermektedir. Aynı eserin 4. ve 5. bölümleri 2023 yılında tarafımızdan çevrilmiş olup yine web sayfamızda yayınlanmıştır.
**

Utriusque cosmi maioris scilicet et minoris metaphysica,
physica atqve technica historia (1617). Basım: Theodore de Bry.
Görsel: Wikimedia Commons.
Çeviri: Nalan Özkan Lecerf
III. — YILDIZLAR KADERİ İMA EDER Mİ?
Astroloji yazarlarının tamamı şu noktada hemfikirdir: “Tanrı, aşağı âleme kendi koyduğu düzenle hükmeder; yıldızlar ise bu düzenin uygulayıcılarıdır.”(1) Durum gerçekten böyleyse, hayvanların – ve daha da önemlisi insanların – Mens’inin (tinsel akıl / nous) ilahî düzenin hükmünden bağımsız olduğunu kim ileri sürebilir? Ne var ki ben, insan Mens’inin bir ölçüde yıldızların etkisine açık olduğunu söylerken bambaşka bir şeyi kastediyorum; çünkü onun özü, yıldızların doğasından çok daha ilahîdir. Buna karşılık Spiritus (insanın içindeki ruhî–eterik ara taşıyıcı), Eflatun’a göre Mens’in (tinsel akıl / nous) Empyrean âleminin ilahî varlıkları arasında hareket etmesini sağlayan içsel bir araçtır; bu nedenle de eterik yapısı gereği (2) göksel değişimlere katılması doğal ve mümkündür. Bu nedenle yıldızların uyandırdığı eğilimlere göre yönlendirilir, sürüklenir; tıpkı bir arabanın içindekileri taşıması gibi. Bu, parçanın bütünde meydana gelen değişimlerden etkilenmesini zorunlu kılan yasa gereğidir; ve sağlıklı bir Mens’e sahip hiç kimse bu zorunluluktan bütünüyle kaçamaz.
Kendimi daha açık ifade edeyim. Hermes Trismegistus’un öğretisine göre, özgürleşmiş Spiritus, Mens’in alıcısıdır; tıpkı insanın ya da daha doğrusu Duyumsayıcı Ruh’un (anima sensitiva) Spiritus’un alıcısı olması gibi. Bu Spiritus, göğün orta düzlemi gibi, iki doğaya sahiptir: göksel-ötesi ve ay-altı.
Bu nedenle Eflatuncular der ki: Spiritus, Mens’e bağlanır, bedenin hazlarından yüz çevirir, kendini arındırır, kökenini aldığı göksel-ötesi doğasını yüceltir, yıldızların iyi tesirlerini alarak kötü olanlardan özenle kaçınırsa, bu hazırlık sayesinde göksel etkilerin tümüne daha az boyun eğmenin bir yolu oluşur. Ama eğer Spiritus, Mens’in ışınlarını geri iter ve Duyumsayıcı Ruh’a tutunursa, kişi içinde işleyen iyi bir Daimon (ç.n. Platoncu gelenekte insan ile ilahî olan arasında aracılık eden tinsel rehber) kötü bir Daimona dönüşür; çünkü bedensel kötülük eğilimi ve bedenin Duyumsayıcı Ruh tarafından yönetilmesi sebebiyle insan, tüm üst etkilerin, özellikle de zararlı olanların, etkisine açık hale gelir. Böylece üstün bir Mens, göksel etkilerin sürekli alıcısı olan Elementlere bağımlı duruma gelir ve göklerden gelen kötü armağanları (zevk, öfke, keder, talihsizlik, acımasızlık, sarhoşluk, tembellik, arsızlık, şehvet, doyumsuzluk, rastlantısal bir biçimde kimi kötü alışkanlıklara yöneliş gibi) hevesle toplayıp kapmaya yatkın olur. Buna karşılık, eğer bir insanın iyi Spiritus’u göksel etkilerin en iyilerini alırsa, bu kişi övgü, askerî şan peşinde koşacak ya da özellikle dinî konularda onur ve adalet hususunda tavizsiz davranacaktır; adil, dindar, nazik, çalışkan, cömert ve doğuştan bir dizi erdemle donanmış olacaktır (Bu konuya Mikrokozmos İncelemesi’nde, doğum haritalarını tartışırken değiniyoruz.)
Kanımca bunların tümü ilahi düzen ve bunu zorunlu olarak icra eden yıldızlar aracılığıyla gerçekleşir; bu yüzden bazı filozoflar tarafından yıldızlara, haklı bir incelikle, “Doğanın Parmakları” denmiştir; zira onlarsız Doğa bu aşağı alemde hiçbir şey yapmaz ve hiçbir şeyi tamamlamaz.
İnsan Mens’i, Tanrı’nın yaşayan bir ışını gibi olup göksel hizmetkârların onun üzerinde hiçbir etkisi bulunmaz. Tıpkı düzeni koyan Tanrı üzerinde etkisiz oldukları gibi. Bu nedenle daima kabul edilmelidir ki o, her türlü akıştan, kozmik hareketten kaçar; hiçbir tutkuya yenik düşmez, dolayısıyla hep iyiyi gerçekleştirip yanılgıya düşmez. Ne var ki aracı konumundaki Spiritus, zaman zaman bedenin ve dünyanın tuzaklarına kapılır; bedenle birlikte kimi anlarda göksel etkilerin taşıdığı kötü tutkuları, iyi etkilerle beraber içine alır. Kimi zaman ise Mens neredeyse bütünüyle edilgen, hatta yer yer büsbütün suskun ve işlemez hâle gelir.
Buradan şu sonuç çıkar: Kötü insanlar, kendi doğalarına rağmen iyi sonuçlar üretebilir, zengin olabilir, savaşta ya da başka girişimlerde başarıya ulaşabilir – Mens’in (Zihnî-İlkesel Ruh’un) yardımı olsun veya olmasın. Spiritus öz itibarıyla hareketlidir; eğer Duyumsayıcı Ruh’a bağlanırsa, kimi zaman iyi ve erdemli olur, bedene ve dünyaya kayıtsızlaşır; kimi zaman ise kötüleşir ve her türlü kötülüğe meyleder. Böylece Spiritus’u bedensel etkisi altında bulunan ve Mens’e itaat etmeyen bazı insanlar suça ve hırsızlığa sürüklenir; hatta göksel etkilerin durumuna bağlı olarak suç işlemeye bazı zamanlarda daha yatkın hale gelirler. Örneğin, Mars tabiatındaki yıldızlar gökte çok güçlü bir konumdaysa Mars’tan etki alan bir hırsız, diğer yıldızlarla olan açı ve göksel konumlarına bağlı olarak, küçük ya da büyük bir suça teşvik edilecektir. Özellikle de o kişinin doğum haritasında Yedinci Ev’in yöneticisiyle uyumlu bir hizalanma içindeyseler ve diğer göksel göstergeler bu uyumu destekleyen bir üstünlük taşıyorsa. Böylece hırsızlık, diğer kötülükler gibi, yıldızların kaderce zorunlu kıldığı bir belirlenime dönüşür. Çünkü kötü insanlarda Mens âdeta boşta kalarak, Spiritus’un bedenin bozulmuş heveslerine göre hareket etmesine izin verir. Spiritus, varlık düzeninde Mens’ten sonra ikinci sırayı işgal ettiğine göre, onunla aynı düzlemde bulunan göksel madde (eterik bileşen) (3) de ikinci sırada yer alır. Bu durumda, yıldızların bu varlık alanı üzerinde, kendileriyle benzer nitelikteki diğer kısımlar üzerindekinden daha az etkide bulunmasını ne engelleyebilir? (4) Aynı şekilde, yıldızlar Elementaller üzerinde birlik ve düzen ilkesine göre nasıl güçlü bir etki icra ediyorsa, Mens devre dışıyken Elementaller üzerinde olduğu kadar Spiritus üzerinde de etkili olmalarını ne önleyebilir?
Buna göre, yıldızların niteliklerini, karşılıklı etkilerini ve kavuşum ile açıların değerini biliyorsak; Zodyak’taki ilgili derecenin niteliğine, o konumdan türeyen doğaya ve o dereceye kesin açı yapan gezegenlerin açılarına dayanarak bir hırsızın boyunu, bedensel özelliklerini ve ayrıntılı tasvirini kesin bir doğrulukla belirlemek hiç de güç değildir.
Hava durumunun ve atmosferdeki değişimlerin öngörülmesine gelince, burada hiçbir tartışma yoktur. Aşağı dünyamızın tüm maddesinin ve her bir parçasının, Dünya Ruhu’nun etkisiyle ya oluşmaya, ya bozulmaya, ya değişime, ya da başka bir dönüşüme yöneldiğini göstermiş bulunuyoruz. Bu, ilk Makrokozmos’un Genel İncelemesi’nde (5) açıkça ifade edilmiştir. Buna göre, gökler belirgin biçimde neme yönelmişse, aşağı dünya da aynı biçimde nemlenir; ısıya meyletmişse, elementler daha sıcak olur; soğuğa yönelmişse, daha da soğur; hareket ve çalkantıya eğilim göstermişse, rüzgârlar ve fırtınalar aşağı dünyayı sarsar. Burada, yıldızların doğal konumundan, güçlerinden ve baskınlıklarından türeyen bir determinasyon vardır; ve bu durum hayvanlar, hatta cansız varlıklar tarafından bile inkâr edilemez biçimde doğrulanır. Gerçekten de mevsimlerin yıllık döngüsünde, bitki örtüsündeki değişimlerde, Güneş’in yüksekliğinde, atmosferin ısınmasında ve bu ısınmanın yol açtığı genel yenilenmede bir düzenlilik gözlemleriz.
Benzer bir durum Ay’ın artış evresinde (6) de görülür: Sular yükselir, cisimler görünmez bir nem akışıyla yavaş yavaş nemlenir ve bedenî salgılar artar. Aynı şekilde, 1608’de gözlemlenen bir başka olayda Satürn’ün kendi yönetici burcu olan Oğlak’taki konumu sırasında birçok gezegen tarafından çevrelenmiş olması (7), elementlerde ve başka yerlerde don ve soğuğun ortaya çıkmasına yol açmıştı.
Sonuç olarak, Göğün aşağı dünya üzerindeki kudreti ve etkisi öylesine belirgindir ki, Hermes Trismegistus da bu nedenle Asclepius’un II. Kitabı’nın başında onu ‘Duyularla Algılanan Tanrı’ diye adlandırmıştır. Çünkü o duyulur âlemde doğrudan hüküm sürer; oysa Tinsel Tanrı düzeni ve buyruğuyla hükmeder. Yine aynı sebeple onu ‘tüm cisimlerin Yöneticisi’ olarak anmıştır, zira varlıkların artışı ve eksilişi Güneş ile Ay’ın devinimlerine bağlıdır. Ve nihayetinde onu bu dünyadaki bütün şeylerin ‘Yönlendiricisi ve Müellifi’ olarak tanımlamıştır.
Pierre Piobb’un notları
-
Kaynak metindeki ifade şöyledir: “Deum in hæc inferiora agere per ordinationem stellas vero per executionem”; Fludd panteist olduğu için asla voluntas divinadan söz etmez, genellikle ordinatio Dei der. Onun düşüncesinde Tanrı yalnızca yönetimi, düzeni, genel yasaları ve düzenlemesi aracılığıyla etki eder; çünkü Tanrı onun için yalnızca Doğa’dır.
-
Eter ile benzeşiktir.
-
Spiritus’un oluştuğu Eter.
-
Diğer bir deyişle: Eter’den oluşan Spiritus göksel akışa tâbiyse, insandaki tüm Eter niteliklerinin de aynı olması neden beklenmesin?
-
Diğer bir deyişle: Eter’den oluşan Spiritus göksel akışa tâbiyse, insandaki tüm Eter niteliklerinin de aynı olması neden beklenmesin?
-
Ay, Güneş ile kavuşumundan karşıtlığına kadar büyür; sonra küçülür.
-
Bir gezegen kendi yönetici burcunda ve başka bir gezegenle kavuşumda olduğunda, birincinin ikincisini “ağırladığı” söylenir.
*
*

Kaynak: ‘Utriusque cosmi maioris scilicet et minoris metaphysica,
physica atqve technica historia’, Basım: Theodore de Bry, 1617.
Görsel: Wikimedia Commons.
***

Bir yanıt yazın