Skip to main content

Gül Ağacının Altına Konulamayan Dilek

Bana hayatta gerçekten önemli olan şeyleri hatırlatan eşim Nico ve oğlum Cihan için….

Yine bir 05 Mayıs gecesi… yorgunluktan tükenmiş, bitkin düşmüş ben kendimi zorlayarak yataktan kaldırıyorum. Hayır, bu akşam böyle geçmemeli, ben kendime vakit ayırabileyim diye Nico kendi zamanından fedakarlık ederek Cihan’ı uyuturken yine uykuda kaybolmamalı, ne kendime ne de ona ihanet etmemeliyim…

Merdivenlerden aşağıya iniyorum, bir uyur-gezer gibi etrafı yoklayarak karanlık odanın içinde ahşaptan tepsiyi buluyorum ve mumları yakıyorum… yanında canlı bir şey olmalı… güzel kokular salan bir şey… birkaç limon otu alıp ufak parçalara ayırıyorum, ayırdıkça kokusunu içime çekiyorum… en son ne zaman vakit ayırıp bir çiçeği, bitkiyi kokladım? Hatırlamıyorum…

Tepsinin önünde bağdaş kuruyorum… ben ateşe bakıyorum, o bana, “Ehhh?” der gibi… Cihan’ın son zamanlarda öğrenip dediği gibi başlıyorum sözsüz iletişime … “Ehh, şey…Bugün Hidrellez ya, bir şey dilemek istiyorum.”, “Nedir peki dileğin?”, “…” Sessizlik, yorgunluktan bir sis bulutun içindeyim sanki, kendimden ve hislerimden kopuk… yavaş yavaş o sis bulutu berraklaşıyor, “Zaman”… “Zaman mı?”, “Evet, Zaman. Ama bu Zamanın bana nasıl geleceğini sana bırakıyorum. Çünkü ben kendime nasıl zaman yaratabileceğimi bilmiyorum. Malum nankör bir kurumsal hayatım, eşimle gruplarla paylaştığımız bir öğreti, bir de aile yaşantım var. Ailem ve kendimle daha çok vakit geçirmek istiyorum, ama hangi arada? İşte bu denklemi çözmeyi sana bırakıyorum…”. “Nedir sana Zamanın getirecekleri?”, “Duyularımı geri kazanmak, canımın istediği zaman dışarıya çıkıp amaçsızca sadece doğada, insanlarla olmak, eşimle şarap eşliğinde derin sohbetlere dalmak, oğlumla olan vakti akşam ve hafta sonlarına sıkıştırmak yerine dolu dolu yaşamak istiyorum. Deneyimlemesini istediğim çok şey var. Zaman istiyorum, tek şartım sağlığımı(zı)n yerinde olması.”

Sessizlik…

Hipnotize olmuş gibi elime bir defter ve renkli kalemler alıyorum… yazmaya başlıyorum… bu yaratılacak olan “Zaman” nasıl olmalı? Sağlık dolu, neşeli, … gibi başlıyor …. ve ilginç… zamansızlıkla bitiyor. Yani zaman kavramından sıyrılmış olmak… Akşamın konuğu, Hızır gibi…

Ey Hızır, Zamanın Sahibi… Duy beni… Sen, zaman ve mekanın yanılsamasının ötesine geçmiş, hermetik öğretisinin en batıni bilgeliği olan “neden-sonuç” ilişkilerini çözmüş olan yüce varlık… İlahi Kaynağın izniyle senden, senin arketip olarak bedenleştirdiğin ve yönettiğin ilkeye ilişkin yardım diliyorum… Musa gibi öğret bana… 42 yılımı çölde geçirmişim diyemem, ancak tüm parçalarımı bir çatı altında birleştirip vaad edilmiş topraklara geçebilsem daha ne isterim ki… dinden bahsetmiyorum, benim için o vaad edilmiş topraklar tüm yanılsamalardan, rollerden kurtulup, sadece özümle var olabildiğim, etrafıma neşe ve güzellik kattığım bir yer…

Artık zaman kazanmak adına internetten market alışverişimi yapıp rahatlamak istemiyorum. Alacağım sebze ve meyveyi dokunarak seçmek istiyorum. Pazar geceleri saat 01:00’de mutfaktan çıkıp “Oh halledebildim, birkaç günlük yemeğim hazır” diye sevinmek yerine taze yemekler yapıp, değişik tatlar denemek istiyorum, doğum günlerinde hazır pasta almak yerine evde sevgiyle hazırlanmış hediyeler paylaşmak, bugün burada, yarın başka bir yerde olmak isterim…

Hızır, Hızır’ım, kağıdım hazır. Katladım, yastığımın altında bir gül ağacı bulmamı bekliyor… malum, her yerimiz beton, vakitsizlikten evden çıkıp kilometrelerce yol yapamadım. Beni affet…

8.05.2017

Görsel: “The Soul of the Rose” or “My Sweet Rose”, John William Waterhouse

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site reCAPTCHA ve Google tarafından korunmaktadır Gizlilik Politikası ve Kullanım Şartları uygula.

ReCAPTCHA doğrulama süresi sona erdi. Lütfen sayfayı yeniden yükleyin.

TÜM HAKLAR SAKLIDIR VIA HYGEIA 2022